melekut alemi

Âlem: Kâinat, mevcudat, bütün cihan, Allah’ın varlığına delil olan, alâmet teşkil eden her şey, gibi anlamlara gelir.

Âlem için, “mahlûkat, kâinat, masiva, mümkinat” gibi mânâlar veriliyor. Şu var ki,  “varlık âlemi, yahut mümkinat âlemi” dediğimizde, “âlemin” bütün bunları içine aldığını, dolayısıyla da bunların hiçbirinin onu tek başına ifade edemediğini biliyoruz.

Öyleyse nedir âlem? 
Allah’ın varlığını gösteren O’nun birliğine delâlet eden, O’na işaret eden her şey.

Şu görünen âlemde birbiri içerisinde faaliyet gösteren, her biri ayrı bir dil ile Rabbini tespih eden ve O’nun varlığını aklı başında olanlara ders veren nice âlemler mevcut.

Her zerre bir âlemdir ve kendi sahibini, yaratıcısını bildirir. Lâkin, biz âlem denince fertlerden çok, bunların bir araya gelmesinden hâsıl olan toplulukları, kütleleri, sistemleri, türleri  anlıyoruz.

Âlem-i Emir: Sâdece bir emr-i İlâhî ile işlerin hemen olduğu âlem. Yaradılışa ait kanunlar âlemi. 

Âlem hakkında yapılan değişik sınıflandırmalardan biri: Halk ve emir âlemi. Emrin iki mânâsı var: “İş” ve “kumanda.” Âlem-i emir denilince daha çok emrin ikinci mânâsı üzerinde durulur. Zira birinci mânâ ile Allah’ın icraatlarına, “yaratma, suret verme, hayatlandırma" gibi fiillerine “emir âlemi” demek gerekir. Uygulamada böyle denilmiyor. 

Âlem kelimesini, Allah’ın varlığına, sıfatlarına ve fiillerine delâlet mânâsıyla anladığımızda, emir âlemini de, halk âlemini de mahlûk olarak biliriz. Evet her iki âlem de mahlûktur. Şu var ki halk âlemi emir âlemiyle idare ediliyor. Emir âlemi, zamana ve mekâna bağlı değil. Şu kâinatın görülen ciheti halk âleminden, onun idaresiyle ilgili kanunlar manzumesi ise emir âlemindendir.

Üzerine bastığımız şu toprak tabakasına bakalım. Onda göremediğimiz bir de yerçekimi kanunu var. İşte o kanun emir âleminden, toprak ise halk âlemindendir. 

Güneş halk âleminden, cazibesi ise emir âlemindendir. Beden halk âleminden, ruh ise emir âlemindendir.

Bediüzzaman Hazretleri “mevcut ruhun” da “makûl kanunların” da âlem-i emirden olduklarını beyan etmekle bu konuya açıklık getirir.Yine, “Kalb de bir arştır.” demekle, arşın emir âlemine merkez olduğuna işaret eder. Bedenin idaresiyle ilgili emirler nasıl kalpten çıkıyorsa, bütün maddî âlemler de arştan idare ediliyorlar. 

Âlem-i Berzah: Berzah âlemi, Kabir âlemi.

Bu dünya ile âhiret âlemi arasındaki geçiş âlemi. Bu âleme kabir âlemi de deniliyor. Ruhlar haşre kadar bu âlemde kalıyorlar.

Resulûllah Efendimiz (asm.)  kabri, “cennet bahçelerinden bir bahçe” olarak tasvir ediyor İmanla göçen ruhlar o âlemde cennet bahçelerini seyrediyorlar. Cennette görecekleri lezzetlerin bir kısmını bir derece tadıyorlar bu âlemde. Bu kadarı bile dünya lezzetlerinin çok üstünde. 

Mü’min için dünyadan cennet’e köprü,  küfür ehli için ise cehennem azabının ilk numunelerinin tadıldığı azap karakolu. Bu azap dünya azabından daha şiddetli, ama cehennem azabından daha hafif. Bu yönüyle kabir, küfür ehli için, dünyadan cehenneme köprü.

Âlem-i Gayb: “Görünmeyen alem.” Âlem için çok değişik sınıflandırmalar yapılır. Bunlardan birisi de şehadet ve gayb âlemi şeklinde.

Şehadet âlemi, duyu organlarımızla şahid olduğumuz hissettiğimiz âlem; gayb âlemi ise aklımızla bildiğimiz, kalbimizle tasdik ettiğimiz, fakat mahiyetini kavrayamadığımız âlemdir. Şu varlık âleminde bu iki âlem iç içe bulunuyor. Bir başka ifade ile şehadet âleminin arkasında daima gayb âlemi görünüyor.

Beden şehadet âleminden; ruh ise gayb âlemindendir. Şu kâinat şehadet âlemi; onun arkasında işleyen kanunlar manzumesi ise gayb alemindendir. 

Âlem-i Misal: Rüyâda görülen âlem. Dünyada mevcud bulunan bütün eşya ve zuhura gelen bütün ef'âlin aynısı ile müretteb ve mütekevvin olan bir tarzı veya âlem-i ruhâninin bir nev'i.

Âlem-i misâl,  ruhlar âlemi ile cisim âlemi arasındaki geçiş âlemi diye tarif edilmiş. Diğer âlemlerin olduğu gibi bu âlemin de küçük bir misali insanda mevcut. Nur Külliyatından, bu misalin, “hayal” olduğunu anlıyoruz. Daha önce gittiğimiz bir beldeyi hayâlimizde canlandırdığımızda, hayal âlemimizde o şehrin bir misali teşekkül eder. İşte bu şehrin aslı âlem-i şehadetten, hayaldeki şekli ise âlem-i misâldendir. Bir aynanın karşısında durduğumuzda iki şahıs karşı karşıya gelir. Bunlardan birisi hakiki, ikincisi ise misalîdir.

Bu misallerin ışığında diyebiliriz ki, şu gördüğümüz âlemdeki her şeyin, her hâdisenin bir misalinin mevcut olduğu ayrı bir âlem var. Ve o âleme, âlem-i misal deniliyor. Misal âlemi, ruhlar âleminden daha kesif; şu âlem-i şehadetten ise daha lâtiftir. Bu mahiyetiyle, iki âlem arasında bir berzah gibidir.

Âlem-i Mülk ve Melekût: Mülk, dış alem, melekût ise iç alem demektir.  Bir kâğıda, rengi itibariyle beyaz, şekli yönüyle dikdörtgen dememiz gibi, birbirinin aynı olan bir kısım âlemleri de ana özellikleri itibariyle ayrı isimlerle yâd ederiz.

Nurlarda geçen “Her şeyin dışına mülk, içine ise melekût denir” ifadesine göre, şu görünen şehadet âlemi, aynı zamanda mülk âlemidir. Görünmeyen emir âlemi, melâike âlemi, âhiret âlemi gibi bütün âlemler de melekût ile ifade edilirler. Bazı âlimlerimiz insan bedeninin mülk, ruhunun ise melekût olduğunu ifade ederken, diğer bir kısmı bedenin görünmeyen kısımlarını da gayb, dolayısıyla melekût olarak kabul ederler.

Buna göre, “Her şeyin melekûtu O’nun elindedir” (Yasin, 36/83) mealindeki âyet-i kerimeyi iki şekilde anlayabiliyoruz. Her şeyi idare eden görünmez kanunlar, sistemler hep Allah’ın kudretindedir ve O’nun takdiriyle vazife görürler. Bedeni idare eden ruh gibi. 

İkinci mânâ: Hiçbir mahlûk kendi iç cihetine el ulaştıramaz, güç yetiremez. Bizim içimizi de, hayvanın içini de, ağacın içini de, denizin içini de, hep Allah idare etmektedir.

Âlem-i Asgar: Daha küçük âlem. En küçük âlem. İnsan, kainattan süzülmüş bir özet olduğu için küçük alem denilmektedir.

Âlem-i Ceberut: Âlem-i azamet ve kudret. Bununla âlem-i esmâ ve sıfât kasdolunur. Muhakkıkların ekserisine göre bu, âlem-i evsattır. Yâni üstte olan Lâhut âlemi ile altta bulunan melekut âlemi arasındaki âlem. Amiriyyet-i umumiyyeyi muhit olan berzahtır. Ceberut, ibranice "kudret" mânasındadır. 

Âlem-i Ekber: En büyük âlem. Kâinat. 

Âlem-i Ervah: Ruhlar âlemi. Ruhların ve ruhanîlerin bulunduğu âlem.  

Âlem-i Esbab: Sebepler âlemi. Her şeyin bir sebebe dayanarak olduğu âlem. Bu dünya. 

Âlem-i Fani: Gelip geçici âlem, dünya. 

Âlem-i Hab: Uyku ve rüyâ âlemi. Bazan âlem-i mâna, âlem-i misal, âlem-i nevm gibi tâbirler de kullanılır. 

Âlem-i İslam: İslâm dünyası. İslâm milletleri. 

Âlem-i Kevn: Varlık âlemi. Kâinat. 

Âlem-i Kevnü fesad:  Cismani âlem. Bir taraftan vücuda gelip, diğer taraftan da harab olan fâni âlem. 

Âlem-i Mana: Mâna âlemi, bazı ehline münkeşif olan âlem, mânen anlaşılan ve bilinen âlem. 

Âlem-i Menam: Uyku âlemi, rüya âlemi. 

Âlem-i Nasut: İnsanlar âlemi ve dünya hayatı. Mahlukiyet. Âlem-i Lâhut'un zıddı. 

Âlem-i Sabavet: Çocukluk dünyası. 

Âlem-i Siyaset: Siyâset dünyası, siyaset âlemi. 

Âlem-i Süfli: Süflilerin âlemi. Dünyâ âlemi. Âlem-i şehadet, âlem-i nâsut. 

Âlem-i Şahadet: Şahâdet âlemi. Bu dünya. Cenâb-ı Hakkın âyetlerine ve emirlerine imân edenlerin, hakka, hakikate şahadette bulundukları ve Allah'a itaat ve ibadetle mükellef oldukları dünya âlemi. 

Âlem-i Şuhud: Bilip keşfedilen, görür gibi bilinen âlem. Görünen âlem. Dünya. Kâinat. 

Âlem-i Tekvin: Devamlı değişen. Vücud ve hudus âlemi. 

Âlem-i Ulvi: Ulvi âlem, ruhlar âlemi. 

Âlem-i Zuhur: Görünen âlem, şahâdet âlemi, şu anda içinde yaşadığımız âlem. 

Alem-i Zatî: Zata âit isim, zatına âit işâret, zâtına mahsus alâmet, delil.

Paylaş |                       Arşiv      1463 kez okundu